Evren Çakırsoy
Hiç mesaj bulunmamaktadır.
  
Haber Ara:

   10 Eylül 2010

Site İçi Arama

Serbest Kürsü


Çok Okunanlar

Foto Galeri


30 Temmuz 2009 00:52

Gönlünün Başkentini Adapazarı Bilmek

Karakter Boyutu :

Geçtiğimiz günlerde Sakarya Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı Fahri Tuna basın açıklamasıyla görevinden istifa ettiğini açıkladı. Kendisiyle uzun süredir bir röportaj yapmayı planlıyordum fakat bir türlü fırsat bulamamıştım. Görevinden ayrılmadan önce gerçekleştirdiğimiz aşağıdaki röportajı keyifle okuyacağınıza eminim.

Sakarya’nın kültürü, tarihi, yöresel zenginlikleri dendi mi ilk akla gelen isimlerdendir Fahri Bey. Şehrimizle ilgili kültürel, sosyal, tarihi ne varsa pek çoğunu onun araştırmalarından öğrendik. İnsanlar ardında bıraktıkları eserle anılırlar. Sakarya kültürüne yaptığı katkıların her zaman hayırla anılacağı muhakkak. Şehrimizin Fahri Tuna gibi bir değere sahip olmasının kıymeti gelecekte daha da iyi anlaşılacaktır. Ardında bırakacağı Adapazarı yazıları ve diğer çalışmalar, Sakaryalılara yaşadıkları şehri daha yakından tanıma hususunda yol gösterici eserler olacaktır. Aşağıdaki röportajla hem bürokrasi dünyasının sıra dışı simalardan biri olan Fahri Tuna’yı daha yakından tanıyacak hem de doğduğu ilçe olan Kaynarca’nın mazisine bir yolculuk yapacaksınız.

>> Fahri Bey bugüne kadar yapmış olduğunuz pek çok röportaj ve araştırma yazısıyla ilimizin tarihi geçmişinin ortaya çıkarılmasına, kültürel ve sosyal değerlerinin tanıtımına büyük katkılarda bulundunuz. Bugüne kadar sizi hep sorular soran yazar kimliğinizle gördük. Bu sefer izninizle soruları biz soracağız ve sözü size vereceğiz. İlk sorumuzla başlayalım. Bugüne kadar pek çok önemli isimle röportaj yaptınız ve yayınladığınız röportajları tüm Adapazarılılar keyifle okudular. Bu röportajlardan en unutamadığınız hangisiydi, yaptığınız görüşmelerde sizi en çok etkileyenin kim olduğunu bizimle paylaşabilir misiniz lütfen?

Gazeteciliğe 1983 Kasımında Sakarya gazetesinde başladım. Üzerinden 26 yıl geçmiş. O günden bugüne tahminen 250 söyleşi yaptım ki, bunların 60 kadarı da Irmak Dergisinde yayımlandı. En ilginci, unutamadığım mı? Her birinin kendisine göre unutulmaz tarafı var da… Zannederim 1988 yılıydı, Yenigün’de haftalık tam sayfa söyleşiler yapıyordum. Bizim Ozanlar’dan “Kara Vedat” namıyla meşhur, şimdi rahmetli olmuş, bitirim – kumarbaz bir ağbi vardı, onun başına gazeteden kukuleta geçirip öyle fotoğrafını çekmiştik, çok ilginç şeyler anlatmıştı; örneğin “ben golü çok severim, maçlara giderim, goooool sesine bayılırım, ama hangi kaleye atılmış bakmam, gooool diye bağırdığında millet, ben gözüme kestirdiğime sarılırım sevinçten, o sırada cebindeki cüzdan benim olmuş demektir, artık 50 metre ileride tribünde başka golü beklerim” demişti. Tabii unutulmaz çok anılar var da. Söyleşi yaparken Süleyman Demirel’in kasıla kasıla konuşmasını, rahmetli Turgut Özal’ın tevazu ve sıcaklığını, yazar Necati Mert’le bir kaset diye başlayıp 4 kasetlik, tam 32 sayfalık konuşmamızı unutamam. Yüzlerce binlerce anı var. Beni en çok etkileyen mi? En başta merhum Hüsnü Gürsel derim; hem çok büyük bir sanatçı, hem çok çelebi bir insandı. İbrahim Zaman olağanüstü bir sanatçı-adamdır; hücrelerine kadar insan sevgisiyle doludur. Zeki Alasya’nın alçakgönülllüğünü, Prof. Dr. Ümit Meriç’in insancıllığını, Şenol Demiröz’ün geniş vizyonunu, Yalvaç Ural’ın şakacılığını beğenirim.

>> Gezmekten ve başkalarını da gezdirmekten müthiş keyif aldığınız herkesin malumu. Balkan seferlerini tekrar başlattınız. Her yıl o coğrafyaya yaptığınız gezilerle hem katılanlara güzel duygular yaşatıyorsunuz hem de o coğrafya ile yıkılan gönül köprülerini tekrar inşa etmeye çalışıyorsunuz. Elveda Rumeli dediğimiz günlerin hüznü hala yüreklerimizde. O yörelerdeki insanlar Türkiye dendiğinde neler hissediyorlar. Bununla ilgili yaşadığınız olaylar varsa onlardan birini de bize aktarabilirseniz çok seviniriz.

İnsan nasıl tek göz, tek kulak, tek el, tek ayakla eksikse, yarımsa, Rumelisiz bir Anadolu da o oranda eksik gibime geliyor. Sayın Mustafa İsen’in direktifleriyle 2002’de ilk kez gittiğim Struga’yı, Balkanları dünya gözüyle gördüğümden bu yana ben bir Balkan aşığı oldum diyebilirim; size tüm samimiyetimle söylüyorum Gostivar’ın Banisa Türk köyü, sanki çocukluğumuzun Kaynarca’sı, aynen o günleri yaşıyorlar. Ayrıca biz Osmanlı medeniyetinin çocuklarıyız; bir çok ailede olduğu gibi, büyük dedem Hacı Ahmet (ki oğlumun adı da Ahmet’tir) 11 sene Yemen’de kalmış, gazi dönmüş, oğlu Raif Dedem 1915’te Çanakkale şehidi, Abidenin 500 m arkasında Triyanfil Çiftiliği’nde şehit.. Hangi evde yok ki anlattıklarım? Yemen de bizim, Taşkent de, Kırım da bizim Üsküp de… Atalarımızın ayak izlerinin olduğu her yer bizimdir; 2006’da Kosova’da, 3. Osmanlı sultanı, bizim Kaynarca’yı fetheden Sultan Orhan’ın oğlu, Murat Hüdavendigar’ın türbesindeyiz. Biliyorsunuz seferilik durumu var; farzları iki kılıyoruz, türbe içinde öğleni kılıyorum; dört kıldım. Niye mi? Biliyorsunuz “baba evinde seferilik olmaz!” Kendimi o kadar baba evinde hissettim yani. Deneyin sizler de hissedeceksiniz aynı duyguları. Şunu söyleyebilirim: Her gezi beni inanılmaz dinlendiriyor.

>> Düzenlediğiniz gezilerde rehberlik yaparken en çok sevdiğiniz mesleği-işi icra ediyormuş gibi bir hal gözlemliyoruz sizde. Gezmek kelimesi sizin için neler ifade ediyor? Yeni yerler, yeni dünyalar keşfetmek sizce neler katar insana?

Gezmek, görmek, öğrenmek… İnsan ömrü sınırlı; dünyayı gezmek lazım. Öğrenmek, yeni insanlar, yeni coğrafyalar tanımak, yıllarca okuduğunuz, tv’de yahut belgesellerde izlediklerinizi yerinde görmek insana inanılmaz mutluluk veriyor. Yılın, yılların yorgunluğunu gezilerde atıyorum. Öğrenmek ve öğrendiklerimi öğretmeye çalışmak mutlu ediyor demek ki beni.

>> Tüm hemşerilerimiz sizi biraz daha yakından tanımaktan büyük mutluluk duyacaklardır eminim. Çocukluk yıllarınızdan başlamak istiyorum. Çocukluğunuzun geçtiği yerden ve o günkü Kaynarca’dan biraz bahsedebilir misiniz lütfen?

Ben 1959 Kaynarca Okçular Köyü doğumluyum. Hocaköy (yerel söyleyişle Hocakü) ilçe olmuş, kısa süre sonra ben doğmuşum – ben Kandıralı değil Kaynarcalıyım yani – Benim çocukluğumda “bayramlar bayram gibiydi” mesela. “Ramazanlar Ramazan gibiydi”. Bayram namazından sonra büyükler (25 – 35 yaş arası) sıraman tüyerek köyü gezerlerdi. Dalak çıkrığında sallandığım günlerin hazzını hâlâ unutamam. Salıngaç da öyle. “Altus Sıvışta Gel” her bayram bizim köyde mutlaka oynanırdı, o kahkahaları, o gerilimi, madara olmamak için koca koca adamların o çırpınışlarını, Gs-Fb derbylerinde göremedim daha. Ben Pazar yerinin Goca Zera –Fevzi Balta - Meriç Canol – Kemal Mut – Kamil Köse – Selahattin Bal – Vedat Yazgan’ın dükkanlarının önündeki güzergahta olduğu günleri de hatırlarım mesela. Sonra bugünkü belediyenin önündeki boşluğa alınmıştı. Çocukluğumuzda Cuma günleri Kaynarca’ya gitmek, sanki dinî bir vecibeydi köylerdeki hemşerilerimiz için. O gün mutlaka sakal tıraşı olunur, gusül abdesti alınır, en güzel elbiseler giyilir öyle gidilirdi. Biz çocuklara da harçlık verilirdi. Cuma namazı eski camide (bugün altı çarşı olan camiinin yerinde 600 yıllık ahşaptan enfes bir Orhan camii vardı, çok şükür o camide Cuma günü iç ezan da olsa ezan okuma onuruna erişmiş biriyim bendeniz) orada Cuma kılınır, Pazar da bitişiğinde zaten, sonra “lokantaya girilirdi”; aşçı Yaşar’a, yahut Kasım’a. Gebeşlerin binasının bitişiğindeki aşçı da iyi yemek yapardı. Ben aşçı Yaşar’ı tercih ederdim; hâlâ var mı bilmiyorum. Muharrem Köse’nin karşısında-çaprazında filândı. 50 yaşındayım, Türkiye’nin % 80’ini, dünyanın da bazı yerlerini gezdim, çok nefis, çok leziz, çok harika yemekler yemek kısmet oldu; ama hiçbirinin lezzeti aşçı Yaşar’ın ızgara köftesinin, üzerine yediğimiz kadayıf tatlısına ulaşamadı.

>> Kaynarca kelimesi size neleri hatırlatıyor?

Çocukluğumu; güzellikleri.. Panayırı, panayırdaki yağlı güreşleri. Saka Mustafa’nın evinin altındaki minik sinemada seyrettiğimiz filmleri. Ağbilerimizin akşamları domuz, ablalarımızın akşamları tunuç oynayışlarını… Anne ve halalarımın uzun kış gecelerinde kilim dokumalarını. Ben Hatibağanın torunuyum; hemen her akşam cami odasına – o zamanlar tanrı misafirleri hiç eksik olmazdı çok şükür – yemek taşıyışımızı… Evimize misafir geldiğinde rahmetli babaannemin akşamdan bana tavuk kestirişini – tavuğu mutlaka erkekler keserdi zira – çandıda hamuru sıvıltmasını, sabah ezanında kalkıp cizleme yapışını ve enfes lezzetteki tavuğun sofraya gelişini... Bayramdaki nefis üre veya sütlaçları… Köstere taşında kurban sabahlarında büyükbabamın bıçak bilemesinde taş çevirişlerimi… Yani hayatımın en önemli mutluluklarını.

>> Eğitim nedeniyle Kaynarca’dan ayrıldınız sonrasında da Adapazarı’na yerleştiniz. Yanlış biliyorsam lütfen düzeltiniz; 35 seneyi aşkın süredir de Adapazarı’nda yaşıyorsunuz. Yüreğimizin başkenti dediğiniz Sakarya’ya olan sevdanızı biraz anlatabilir misiniz? Şehrimizle ilgili araştırmalarınızı, yazdıklarınızı ve ilimizle ilgili bilgi birikiminizi dikkate alarak size Adapazarı Guru’su diyebiliriz sanırım?

8 aylık askerlik ve geziler dışında bütün ömrüm Adapazarı’nda geçti. Ozanlarda yetiştim, ki Kaynarca’nın devamıdır, Ozanlardan evlendim, depreme kadar da Tekeler’de oturdum; bir bakıma Kaynarca’da gibiydim. Evet; lisedeki edebiyat kolu başkanlığımdan bu yana hep kültürün içinde buldum kendimi. “Adapazarı; Gönlümüzün Başkenti” portremi 1991’de yazdım. Yayımlanmış beş kitabımın beşinin de konusu Sakarya. Şu anda da Sakarya Ansiklopedisi üzerine çalışıyorum ki şu ana kadar da sadece İstanbul, Bursa ve Kayseri Ansiklopedisi var il olarak yayımlanmış Türkiye’de. 4. inşallah bizimki olur diyelim. Kısaca seviyorum Adapazarı’nı, Sakarya’yı. Çok beğendiğim, çok hayran olduğum şehirler var; ama ben bir tek bu şehirde huzur buluyorum.

>> İlk ve ortaokulu Kaynarca’da, liseyi ise Adapazarı’nda İmam Hatip Lisesi’nde okuduğunuzu biliyoruz. Öğrencilik hayatınızdan biraz bahsedebilir misiniz? En unutamadığınız hatıranızı bizlerle paylaşabilir misiniz lütfen?

Doğrudur; 1974’de Kaynarca Ortaokulu’nu bitirdikten sonra – Müdür- Türkçeci Mithat Susam, Almancacı Hadiye Uçar, Matematikçi Muammer Kurgun (mühendis olmamda büyük payı vardır, sağ olsunlar), Fen Bilgisi öğretmeni Hülya hocaydı o zamanlar – yatılı olarak Adapazarı İmam-Hatip Lisesi’ni kazanıp gittim. Ardından İTÜ Sakarya Mühendislik Fakültesi Endüstri Mühendisliği… Yüzlerce güzel anımız var o günlerden: Okulun kasa minder takımındaydım ben de, Meriç Canol mesela çok başarılı bir sporcuydu daha ortaokulda. Bahçedeki kavakları bizler dikmiştik, aralarında futbol oynardık. Okulda ilk filmi, “Süpürgesi Yoncadan Eminem” adlı Yıldıray Çınar ve Seyyal Taner’in başrollerini oynadığı bir filmdi, 1972 senesinde koridora sandalye çıkarttılar, baştaki camları da iyice kararttılar, orada seyrettik okulcak. Ercan Özturhan, ben, Mustafa Ay, Fazlı Duran, Orhan Uludağ, Nurten Ordu, Ersin Özel, Sedat Özbay, İsa Soysal, Ziya Yağız; 14 kişi direkt mezun olmuştuk Haziran 1974’te. Kimimiz mühendis, kimimiz öğretmen filan olduk. Başarının tek ölçüsü iyi karne değildir: İkmale veya sınıfta kalanlar da büyük adamlar oldular sonra; Davut Terzioğlu AKP Sakarya İl Başkanı, Niyazi Toygar fabrikatör oldu mesela. Allah bütün sınıf arkadaşlarıma selamet versin.

>> Çocukluğunuzda en büyük hayaliniz neydi?

Her Türk asker doğar: Babamın anlattıklarının etkisiyle çocukluk hayalim “subay” olmaktı. Mühendislikte okurken ise Ortaçökeğin karşısındaki yamaçta (gölete giden yolun tam karşısında) veya çal tepesinde bir kabak fabrikası kurmak; biliyorsunuz bizim Kaynarcalılar kabağın 9 ayrı tatlısını yaparlar, hepsi de birbirinden nefistir. Halkımızı hatta ülkemizi kabakla tanıştırmak en büyük hayalimdi.

>> Endüstri Mühendisisiniz ama iş hayatınızın neredeyse tamamı kültürel ve soysal faaliyetler ve edebi çalışmalardan oluşuyor. Mühendis olmak sizin için bu farklı dünyada ne gibi avantaj ve dezavantajları beraberinde getirdi?

Hakan kardeş; sen de aynı eğitimi aldığın için iyi bilirsin; “Endüstri” en sosyal mühendisliktir; gerek yazarlığım, gerek araştırmacılığım, gerekse 25 yıllık memuriyetimde üstlendiğim görevler süresince, bu eğitimi almamın çok ama çok faydasını gördüm. Ben zaten Endüstri Mühendisliğinin tarifini “işi kolay kılma sanatı” olarak tarif ediyorum: Ne demişti koca Yunus; “Gelin tanış olalım / İşi kolay kılalım / Sevelim sevilelim / Dünya kimseye kalmaz”. Aynı düşünüyorum.

>> Uzun zamandır Sakarya Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı görevinde bulunuyorsunuz. Görev yaptığınız yıllar içerisinde sayısız sosyal ve kültürel etkinliğe imza attınız, çok güzel bir tiyatro salonunun şehrimize kazandırılmasında büyük emeğiniz var. Bütün bu hizmetler için şehrimiz size büyük şükran duyguları besliyordur eminim. Bugüne kadar yapmayı hayal edip gerçekleştiremediğiniz bir projeniz oldu mu acaba?

Evet; 8 yılı “müdür”, 5 yılı “daire başkanı” olarak, Allah bana 13 yıl “kültürün başında görev yapma”yı nasip etti. Bu sürede dediğiniz gibi 2000’e yakın etkinliğin içinde yer almak nasip oldu. Başta AKM Tiyatro Sahnesi olmak üzere; bütün bunları dönemin belediye başkanı Sn. Aziz Duran, diğer yetkililer, başta Hüsnü Gürsel, İbrahim Zaman, Osman Suroğlu, Servet Sezgin vs. olmak üzere sayıları yüzü bulan değerli sanatçılar ve binlerce sanatseverle birlikte başardık. Benim payım küçüktür yani. Kolektif bir başarı öyküsüdür; belki benim payım % 10… Hayalimdeki bir çok projeyi gerçekleştirdik ama “Sakarya Türküleri” albümü ve “Sangaryus Film Festivali” hayalim henüz gerçekleşmedi. Nasip inşallah…

>> Geçtiğimiz günlerde Taraklı Geleneksel Hıdırlık Pilavı şenlikleriyle ilgili bir yazı yayınladınız. Taraklı ile bu gönül bağınızın nedenlerini bizlerle paylaşabilir misiniz lütfen?

Tabii. Taraklı’da ben “kendimi” buluyorum; “çocukluğumun Kaynarca”sını buluyorum. Onlar 50 sene geride (aslında ileride) kalmışlar ve farkında değiller… 1950’lerin Kaynarca’sındaki konakları, o nefis ahşap evleri, çandıların serinliğini ve doğallıklarını bir hatırlayın. Sonra insanları…

>> Kültürel tanıtım ve sosyal faaliyetlerle ilgili çok önemli bir deneyime ve birikime sahipsiniz. İlçemizi yönetenlere ilçemizi tanıtma adına ne tür tavsiyelerde bulunmak istersiniz? Pek çok küçük ilçe –örneğin Taraklı, Beypazarı- denizi, kumu olmamasına rağmen son dönemlerde çok sayıda yerli turisti ilçelerine çekmeyi başardılar. Kültür turizmini canlandırma adına ilçemizde sizce neler yapılabilir?

Turistik kalkınma Safranbolu’yu bozmuş, her evin altı bar olmuş mesela. En geçerli akçe “para”. Taraklı da öyle olmasın diye uğraşıyoruz. Ben Kaynarca’nın geleceğini turizmde görenlerden değilim. Tanıtıma evet ama turizm gelirlerine yönelik değil. Bence Kaynarca “kendi kendisi kalırsa” kurtulur; bir şeyler olarak değil. Büyümemeli Kaynarca, dışa açılmamalı; üretimi, üretiminin kalitesini ve çeşitliliğini arttırmalı. Kaynarca panelleri, Kaynarca kitapları hazırladık geçmişte; pek ilgilenen olmadı. Adapazarı’ndan bakıldığında Kaynarca diye bir yer görülmüyor: Keşkeğini, dartısını, üresini, gıvırmasını, cizlemesini, gözlemesini, keten bezini, çevreyi, tentenesini, kilimini hatırlamalı Kaynarcalı. Kaynarca yöresi halk oyunlarını hâlâ kurdurtamadık; halbuki 17 tane Kaynarca türküsü var, kaybolup gidiyor. Biz bir grup arkadaş Kaynarca yöresi sözlüğünü, oyunlarını, atasözlerini, bilmecelerini, mutfağını vs. hazırlayarak bir nebze vefa borcumuzu ödemeye çalıştık ama… Yapacak çok şey var daha. Organize Sanayi kuruldu diyelim, herkesin işi aşı var, iyi kazanıyor diyelim, insanlarda “Kaynarcalılık ruhu” kalmadıktan sonra, Hendekli yahut Gebzeliden farkı olmadıktan sonra bana ne… aç mezarı mı var? Önce “biz biz olucaz” sonrası Allah kerim.

>> Şeyh Müslihiddin camisinin restorasyonuyla ilgili çabalarınızı biliyoruz. Caminin restorasyonuyla ilgili son durumu bizlerle paylaşabilir misiniz? Sizce kültürel turizmi canlandırmanın başlangıç noktası bu tarihi cami olabilir mi?

Bin kere bitirilip hayata geçmesi lazım gelen bir konudur: Bana göre de tüm Kaynarca’ya bedel bir camiidir Şeyh Muslihiddin. Sayın Mustafa İsen ilgileniyor. Son durum mu? Restorasyon projesindeki bazı küçük küçük pürüzler de halledildi, Kocaeli Koruma Kurulu’ndan da geçti, artık restorasyon ihalesi aşamasında. Ankara’da da “kriz bahanesi” var şimdilerde. Kaymakam bey takip ediyor, yeni başkanın da takibine ihtiyacı var. Goca Gaynarcalılar grubu da Sn. İsen’le ve Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Bayazıt’la bir daha görüşmeli. 6 milletvekilimizin Kaynarca’yla bilemiyorum ki ne kadar ilgileri var; onlar da takip etseler…

>> Goca Gaynarcalılar oluşumuyla ilk tanışmanız nasıl oldu acaba? Goca Gaynarcalı diye anılıyor olmaktan hoşnut olmayanlar da var siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

“Aslihu neslihu” demiş eskiler, ”Aslını inkâr eden bizden değildir”; bizler Kaynarcalıyız; yerel şiveyle “Gaynarcalı”. Yani “Goca Gaynarcalı”. Bunu hatırlayıp, gruba bu ismi vereni/leri kutluyorum. Hatırladığım kadarıyla senin aracılığınla, Hakan Duran vasıtasıyla haberdar oldum; küllenmeye yüz tutan “Goca Gaynarcalılık ruhumu”n canlanmasına vesile olduğunuz için de ayrıca teşekkür ediyorum. Digital çağında, sanal bir dünyada, yarı sanal yarı gerçek güzel şeyler yapıyorsunuz; bizler de destekçileriniziz. Hoşnut olmayanlar her zaman olacaktır; bunun farklı sebepleri vardır; çoğu da geçersiz nedenlerdir. Bir Balıkesir atasözü var: “Herkes okusa kim çobanlık yapacaktı?” diye, herkes aynı düşünseydi, dünya çekilmez olurdu.

>> Goca Gaynarcalılar oluşumunun web sitesinden Kaynarca ilçesinin Osmanlı nüfus kayıtlarıyla ilgili bir çalışma başlatıldığı duyurulmuştu. Bu çalışmayla ilgili son durumu bizlerle paylaşabilir misiniz lütfen?

Türkiye’deki her ilçenin yapması gereken, örnek bir çalışmadır o. O çalışmanın içinde yer almaktan, ilçeme karşı bir borcumu daha ödemekten bahtiyarlık duyuyorum. 1904’de II. Abdülhamit’in bütün Osmanlı ülkesinde yaptırttığı nüfus sayımının o günkü Şeyhler Nahiyesi ( bugünkü Kaynarca ilçesi) kayıtlarını, sayın Mustafa İsen ve sayın Kocaeli Valisi Gökhan Bey’in destekleriyle fotoğrafladık. Dijital ortamdaki kayıtları, köy köy hane hane, günümüz Türkçesine tarihçi arkadaşımız Fatih Kızılorman çeviriyor. Zannediyorum Ramazan Bayramı sonrasında gün yüzüne çıkacak hale gelecek. Yılbaşında kamuoyuyla paylaşabileceğimizi düşünüyorum. Herkes 180 yıl önceki dede, nine, hala, dayısını, hatta boy pos göz rengine kadar öğrenebilecek inşallah.

>> Gençlere ne tür tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

İlkeli ve sabırlı olsunlar; kendilerini iyi tanıyıp yetenek ve kapasitelerine göre eğitim alsınlar, bir yön çizsinler. Sabırlı olsunlar; ekmek, iş güç tasasına düşmesinler, orta vadede hepsinin de geçinebilecekleri işleri olacak...
Zira; bir Kaynarca atasözü der ki: “Yürük at kendi yemini kendi artırır, Yürük olmayan at kendi yemini kendi bitirir.” Yürük at olmaya çalışsınlar. Mutlaka – en az – dört yıllık bir yüksek okul bitirsinler, master hatta doktorayı hedeflesinler… Kendilerini daima geliştirsinler.

>> Son dönemlerde Kaynarca’ya ciddi bir ilginin olduğu muhakkak. İlçede açılan emlak ofislerinin sayısı da bunun göstergesi aslında. Küçük ve şirin bir ilçe olan Kaynarca’nın geleceğine dair ön görüleriniz neler? İlçe yöneticileri geleceği planlamak adına sizce nelere dikkat etmeli ne tür önlemler almalılar?

Üçüncü Boğaz Köprüsü, Kaynarca’dan geçecek yeni “Otoyol” vs. bölgemizdeki emlak satışlarını patlattı. Doğrusu 1326’da fethettiğimiz Kaynarca bölgesi, 1921’deki Yunan İşgalinden sonraki en zor ve en kritik döneme doğru giriyor. Kaynarca’da, 10-15 sene içinde sanayi ve ticaret 3’e, 5’e katlanacak, nüfus da öyle. Herkes daha zengin, daha varlıklı olabilecek de, acaba geriye “Kaynarca, Kaynarcalı” diye bir şey kalacak mı? “Paranın yüzü sıcaktır” doğru; ama “istikbalde bugünlerin hesabını verebilmek de o oranda zor” olacaktır. Kaynarca’yı çok zor bir dönem bekliyor. Satmayanın kazanacağı, hem torunlarına hem de ilçesine kazandıracağı günlerden geçiyoruz. Bir bilinç gerekli bunun için. Kapitalizme direnmek gerekli.

>> Son olarak Kaynarcalılara iletmek istediğiniz bir mesaj var mı acaba?

Unutmasınlar: Kaynarcalı olmak daima bir ayrıcalıktır. “Kendi kendileri” oldukları, “kendi kendileri” kaldıkları sürece önlerinde aşamayacakları engel kalmayacaktır. Kaynarca’nın duru, sakin, sabırlı, mert, çalışkan, namuslu, vatana, bayrağa ve ezana bağlı insanlarına, Türkiye’nin her köşesinde, dünyanın her yerinde “saygı ve sevgi duyulduğunu” unutmasınlar. Kaynarcalı olduklarını hatırladıkları sürece, kem “kendilerini” hem de sevdikleri “Kaynarca’yı koruduklarını” unutmasınlar. Kendilerine benzeyen Taraklı, Göynük, Söğüt, Odunpazarı gibi ilçelerle de diyaloglar kurmayı ihmal etmesinler. Unutmasınlar ki, “yürüyen koşanı geçecek”tir, unutmasınlar ki “iyiler, zorluk çekseler de hiçbir zaman mağlup edilemezler”.

Bu Yazı Toplam 483 Defa Okunmuştur
Yazarın Diğer Yazıları İçin
Bu Haberi

 
 
Eşref Gülter
Evren Çakırsoy

TV

Dün çok okunanlar

Röportaj

Okul müdürlerinin atamaları yapıldı. Milli Eğitim Bakanlığı'nın talimatıyla gerçekleşen rotasyon çerçevesinde ilköğretim okullarının müdürlerinin atamaları belli oldu.

Sakarya'da hava

 

Copyright © 2009 Sakaryamedya.com Tüm Hakları saklıdır.
Tel: 0 (264) 281 89 20  l  E-mail: destek@sakaryamedya.com

Sakaryamedya.com İHA'nın sözleşmeli abonesidir.